| |
| Çevrimiçi Üyeler |
Şu An Çevrimiçi Olanlar:
Üye: 0
Arama Motorları: 0
Ziyaretçi: 1
Toplam: 1
Çevrimiçi Olan Son Üyeler:
Üye Sayısı: 20
|
| |
|
|
Ehl-i Tasavvufun, Alemin Kıdemi Hususunda Maddiyun Filozoflarının Getirdiği Yolda Gitmeleri |
Ehl-i Tasavvuf, Alemin Kıdemi Hususunda Maddiyun Filozoflarının Getirdiği Yolda Gidiyorlar. İslam Akidesiyle Telif Edebilir misiniz?
Ehl-i tasavvuf, âlemin kıdemine kâil değildir. Hele bütünü hakkında böyle düşünmek tamamiyle hatalıdır. Mutasavvıflar i inde, âlemin kıdeminde değil de "vahdet-i vücûd" hatta biraz daha ileri götürerek "vahdet-i mevcut" faraziyelerine saplananlar olmuştur; ama bu, âlemin kıdemine kâil olma demek değildir. Zâhiren, âlemin kıdemine kâil oluyor gibi görünseler de, aslında öyle olmadığı muhakkaktır.
|
| |
Efendimizin İstanbul'un Fethini Müjdelemesi,Haber Vermesi |
Efendimizin Başka Şehir Değil de Sadece, Hususiyle İstanbul'un Fethini Müjdelemesi ve Bunun Bizim Dedelerimizin Eliyle Olması Neye Binaendir?
Efendimiz'in müjdesi sadece İstanbul'a mahsus değildir. Meselâ, Amr bin As'ın kurduğu "Fustat"a; Nâfi'nin inşa ettiği "Kayravan"a hatta "Vatikan"a dair de müjde ve işaretler vardır. Ayrıca Basra ile alâkalı rivayetler de mevcuttur. Bununla beraber İstanbul'un yeri bir ayrı ve İstanbul'un müjdesi bir başkadır. Söz konusu ihbar-ı Nebevi Ahmet bin Hanbel'in Müsned'i ve Hâkimin Müstedrek'inde şu şekilde rivayet edilmektedir: (Le tüftehunnel Kostantiniyyeh fele ni'mel emiru emiruhâ ve le ni'mel ceyşû zelikel ceyşû) "İstanbul mutlaka feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan!. Ve onu fetheden ordu ne güzel ordudur!"
|
| |
Efendimiz ve İlk Müslümanların Başkalarının İmanlarını Kurtarmadaki Cehd ve Gayretleri,Tebliğ Ve İrşad Şekilleri Nasıl Olmuştur? |
Efendimiz ve İlk Müslümanların Başkalarının İmanlarını Kurtarmadaki Cehd ve Gayretlerini Anlatır mısınız?
Bu tamamen müstakil bir mevzû mâhiyetinde anlatılması gereken hususlardan biridir ki, daha önce silsile halinde, münhasıran sahâbenin, mevzû ile alâkalı yönünü arz etmeye çalışmıştım. Esasen her sohbet, konuşma ve yazıda onlardan bir iki misâl vermeyi o mevzûnun ruhu ve hayatı kabul edenlerdenim. Benim için sahâbî bir ölçüdür ve ben bütün hükümlerimi onlara benzeme nispetine göre veririm... Bütün hayatım boyunca onları, aydınlık yolda birer trafik memuru kabul ettim. Onların iş'âr ve işâretleriyle yürünen bir yolda, en büyük aydın insanın kapısına varılacağına inandım. Ve imkân dâhilinde bu düşüncemi hayatımın gâyesi haline getirdim. Şayet müminleri de bir tasnife tâbi tutmak gerekiyorsa, onlara yakınlık veya uzaklıklarını birer miyâr kabul ederek, böyle bir tasnife girişilmesini her zaman yakın arkadaş ve dostlarıma ifâde ettim. Tekrar tekrar anlatılmış bu mevzûyu, şu satırların okuyucuları belki ruhlarında kim bilir kaç kere hallaç etmişlerdir ve onları çok ileri seviyelerde bilme ufkuna ulaşmışlardır. Bunu kabulle beraber, sorulduğu için teberruken bir şeyler demeye çalışacağım.
|
| |
Dua Ederken ''Euzü- Besmele'' Çekilir mi? Dual Nasıl Edilmelidir?? |
Duâya başlarken "eûzü" çekilmesini hükme bağlayan bir kayıt yoktur. Bize emredilen Kur'ân okumaya başlarken "Eûzü" çekmektir. Ancak, duâya da onunla başlanmasında bir mahzur olmayacağı kanaatındayım. Fakat her hayırlı işe besmele ile başlama kâidesinin umumiliğine, duâ gibi bir hayırlı iş de dâhil olacağı için, Besmele çekmek sünnettir, diyebiliriz. Usûl ve metoda gelince, bu mevzûda hülâsa olarak bize tavsiye edilenler şunlardır:
|
| |
Cin Var mıdır? Cinler Hakkında Bilgi Verir misiniz? |
Cin, "Cenne" kökünden gelen bir kelimedir. "Cennet" ve "Cinnet" de aynı kökten gelir. "Mecnun" kelimesi ise, ism-i mefuldür ve cinnet utulmuş gibi bir mânâya gelmektedir. Biz ona, delirmiş deriz. Cinnin lügat mânâsına gelince, "mestur" demektir. Cin demek; kapalı, görülmeyen demektir. Yani, zatında değil de,bizim için kapalı veya akla kapalı demektir. Ayrıca, birisine gönül vermiş, tutulmuş, tavır ve davranışlarını bizim ölçülerimiz içinde anlamaya imkân bulunamayan kimselere de "mecnun" diyoruz.
Cin, "Cenne" kökünden gelen bir kelimedir. "Cennet" ve "Cinnet" de aynı kökten gelir. "Mecnun" kelimesi ise, ism-i mefuldür ve cinnet utulmuş gibi bir mânâya gelmektedir. Biz ona, delirmiş deriz. Cinnin lügat mânâsına gelince, "mestur" demektir. Cin demek; kapalı, görülmeyen demektir. Yani, zatında değil de,bizim için kapalı veya akla kapalı demektir. Ayrıca, birisine gönül vermiş, tutulmuş, tavır ve davranışlarını bizim ölçülerimiz içinde anlamaya imkân bulunamayan kimselere de "mecnun" diyoruz.
|
| |
Cenab-ı Hak Emirlerine Uyup Uymayacağımızı da Biliyor. İmtihana Neden Lüzum Görüyor? |
Cenâb-ı Hak Bizim Bu Dünyada Nasıl Hareket Edeceğimizi Biliyor. Emirlerine Uyup Uymayacağımızı da Biliyor. İmtihana Neden Lüzum Görüyor da Bizi Dünyaya Gönderiyor?
Evet, Allah nasıl hareket edeceğimizi biliyor, bununla beraber imtihan etmek için dünyaya gönderiyor, tâ sırtımıza yüklediği mükellefiyetlerle istîdat ve kabiliyetlerimizi inkişaf ettirelim. Evet, O bizi yaratırken, tıpkı madenler gibi yaratmıştır. (1) Bakır madeni, kömür madeni, demir madeni, altın madeni, gümüş madeni.
|
| |
Cenab-ı Hak, Kulları Arasında Bir Ayırım Yapar mı? |
Cenab-ı Hak Bir Ayetinde ''Ben İstediğim Kulumu Hidayete Erdiririm'' Diyor. Bu Durumda Cenâb-ı Hak, Kulları Arasında Bir Ayırım Yapmış Olmuyor mu?
Evvelâ Allah bir ayırım yapsa, kimin hakkı var ki, O'na: "Niçin ayırım yaptın?" desin. Allah, mülk sahibidir. Hepimizi belli şeyler içinde, evirîp çeviriyor; ama, kimsenin, herhangi bir hak iddia etmeye de hakkı yoktur. "O mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder" hakikatının sahibidir. Ayrıca, Onunla alâkalı sual sorulurken, çok nezihane, edibâne sormak lazımdır. Allah, her şeyi kabza-ı tasarrufunda tutan Mâlik'ül-Mülk'tür. Kimsenin böyle, bu tarzda soru sormaya hakkı yoktur ve edebe münâfidir.
|
| |
Cenab-ı Hakk'ın Huzuruna Girerken ne Gibi Fikri Bir Hazırlık Yapmalı? |
Cenâb-ı Hakk'ın Huzûruna Girerken ne Gibi Fikrî Bir Hazırlık Yapmalı ve O'nun Huzûrunda Neler Düşünmeliyiz?
Huzûr derken daha ziyade namaz gibi ibadetlerdeki huzûr kastediliyor zannediyorum. Eğer sorudaki huzûr bu manâda sorulmuşsa, zaten namaz bizzat kendisi huzûrdur. Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz, Mi'rac gibi huzûrun en mükemmel ve en münevveriyle şereflendirilmişti.. bu çok önemli hâlin bizim mahiyet menşûrumuza aksi namaz şeklinde olmuştu. Evet O'nun Mi'rac'tan bize getirdiği en kıymetli hediye namaz olmuştur. Bizler için mikro plânda namaz bir Mi'rac demektir. Bunu duyup doyabilmemiz için, bir rahmet eseri olarak, günde beş defa namazla huzura alınıyor ve Rabbimiz'e muhatap olma bahtiyarlığıyla şereflendiriliyoruz.
|
| |
Cenab-ı Hakk'ın İsimleri ve Sıfatları Arasında Derece Mevzu Bahis midir? |
Biz,bize ait isimleri anne ve babamızın isimlendirmesiyle değil de sonradan elde edeceğimiz mahâretlere göre almış olsaydık kimimiz ekmek pişiren manâsına "Habbaz", kimimiz, marangozluk işlerini iyi becermesiyle "Neccâr".. vs. gibi isimler alırdık. Yani kimin mahâreti hangi yönde ise, alacağı isim o manâyı ifâde eden bir isim olurdu. Bazan bu isimler, mübâlâğa kalıbıyla da ifâde edilir. Meselâ normal setredene "Sâtir", fakat, tastamam ve kusursuz setredene ise "Settâr" normal hamdedene "Hâmid"; ham, vazifesini tam yerine getirene de "hammâd" denir.
|
| |
Cihad Nedir? Küçük ve Büyük Cihaddan Bahsediliyor,İzah Eder misiniz? |
Cihâd, Arapça bir kelime olup, her türlü meşakkat ve zorluğa göğüs gerip, çalışmak, çabalamak ve gayret etmek gibi manâlara gelir. Ancak, bu kelime İslâm'la birlikte,"Allah yolunda kavga vermenin"adı olmuştur. Bugün cihad denince akla gelen tek manâ budur.
Cihâd, Arapça bir kelime olup, her türlü meşakkat ve zorluğa göğüs gerip, çalışmak, çabalamak ve gayret etmek gibi manâlara gelir. Ancak, bu kelime İslâm'la birlikte,"Allah yolunda kavga vermenin"adı olmuştur. Bugün cihad denince akla gelen tek manâ budur.
|
| |
|
|